1

8

ANGUS KAFALI SARI HAYATLAR

Güneş battıktan sonra ki ruh haline iyi bakmak gerekir. Türkiye'nin çoğu yerinde güneş batınca insanlar "yolculuğa" çıkar. Bi acelecilik, bi yorgunluk ve beraberinde asabi bir “ilerleyiş” başlar. Kırmızıdan sarıya geçince ışıklar, korna sesi duymayan bir şehir var mıdır? Sarı ışığın dünyadaki etkisinden ziyade Türkiye’de “sarı ışık” korna sesiyle eş değerdir.
Nedir bu kadar bizi ivedi yapan şey?
Hiç tanımadığımız insanlara karşı niye bu kadar öfkeliyiz? Bu öfkenin sebebi sadece sarı ışıkta bekleyen insanlar mı yoksa sarı ışık bahane mi? Gün içerisindeki “sarı ışık”larımız ne kadar çok sizce? Sarı çizmeli Mehmet Ağa tarzı bir yazıya doğru gitmiyor yazı, merak etmeyin. Kafama takılan ve cevap bulamadığım ve üstünde düşündüğüm konu apayrı bir konu. Hayatın hızlı aktığını ve bu hıza yetişmek için can attığımızı, durmanın, düşünerek hareket etmenin artık marjinalleştiği bir dünyada yaşadığımızı bilmeyen yoktur. Tamam, bunu anladık ama bu hıza yetişmek isteyen bir toplumda üretim manasında bi hareketlilik olur. Sanal bir hortuma yakalanmışız gibi bir hava var. Sarı ışıkta geçmek için can atan ve hortuma yakalanmış hissi veren toplum, iş hayatında niye bu kadar geri ve hantal? Günün yarısını sosyal medyada geçiren ve kendilerini profesyonel sosyal medyacı zanneden insanların asıl işlerini unuttuklarını düşünüyorum. Devlet dairelerindeki hantallığa hiç dokunmadan özel şirketlerdeki hantallıktan bahsediyorum. Bu korkutucu bi şeydir! Bu hantallık tüm Türkiye’ye yayılmış gibi... Bir yerlerini koltuktan kaldırmayan tembel insanların el parmaklarına dikkat etmek gerekir. Sadece “tüketici toplum” görüntüsü bu sanal hortumun kanıtıdır aslında. Dün bi kanalda domatesin niye bu kadar pahalı olduğunu irdeleyen bir program izledim. Aşağı yukarı bildiğimiz şeyleri söylüyorlardı. Fakat bu bilinen tespitleri dinlerken tarımda ne kadar geri kaldığımızı bir daha fark ettim. Sağlık konusunda eğer bir çağ atlamışsak olumlu manada, tarımda da geriye doğru bir çağ kaybettik gibi... Yerli tohumculuktan, yerli fidancılığa, konan kotalardan, hayvancılığa varan uzun bir liste var. Eskiden çoğu çiftçi devlet memuru olmak istemezdi. Çünkü kazançları bir devlet memurunun 2 katı ya da 3 katı idi. Şimdi ise her hangi bir çiftçinin geliri bir devlet memurunun yarısı kadardır. Çünkü, elektrik daha zamlı, fenni gübreler daha zamlı, ilaçlama olayı apayrı bir rant, sulama çok daha maliyetli... Peki işçilik! Bunların hepsi hantallığı doğuruyor. Bundan 10 yıl önceki buğday rekoltesine bakın bir de bu yılki rekolteye bakın. Şeker pancarındaki kotadan bıkan, tütündeki kotalardan demokrasi açığı bulmaya çalışan çiftçiden hali hazırda verimlilik beklemek safça olur. Beş nesildir arpa eken ailenin yeni nesil çocukları artık arpayı tanımıyor. Domatesin Migros’ta alınan bir sebze olarak bilen çok insan vardır bu tür bölgelerde. Bu tür uygulamalardan dolayı önümüzdeki on yıl sebze eken veya buğday eken çiftçiler bulmak çok çok zorlaşacaktır! Sizce tarım politikamız var mı? Bundan 10 yıl sonrası düşünülüyor mu? Köylü kaç yıl önce “efendilikten” emekli oldu? Angus’un kelime anlamı nedir? Mehdi Eker en son ne zaman demeç verdi? Bu sorulara cevap verecek biri var mı? Telefonumu verebilirim!
twitter.com/mahirtemur

 

3
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !