1

8

Embed

Dünyanın en saçma şeyi: Yazmak

O kadar çok şey var ki yazacak, bu bolluğun içinde yazı yazmamayı tercih etmek kafa karışıklığından olsa gerek. Gardırobun içindeki elbise bolluğundan kaynaklanan bir sorundur aslında olaya rüküş kalmak.

Bana önceleri çok garip gelirdi aslında “istenilen yazı” yazma baskısı... Bu bir terör yazısı da olabilir, gündeme damgasını vurmuş bir haber de, tanınmış bir kişiliğin başına gelmiş bir görüntüyü de yazmak, o baskının sonucunda gelir. Bu baskıyı şu şekilde anlarsınız: Eğer aynı konu hakkında üçten fazla yazı yazılmış ise otuz üç makale yazılma ihtimali çok çok yüksektir. Bu otuz üç yazının sadece farklı olan makale sayısı aslında üçtür.

Peki, niye okunuyor bu yazılar?

Aynı düşünceleri farklı kelimelerle ifade etme sanatıdır “köşecilik.” Farklı düşünceleri, akılda yer tutan ve farklı kelimeler ile yazı yazma sanatı ise herhalde “makaledir.” Makalenin okunma sayısı ile “köşecilerin” okunma sayısına iyi bakmak gerekir. Biri olaya “yerel” bakarak “genel” bir yazı yazar, diğeri “genel” bir yazı içerisine “yerellik” katar. Bu ikisi de normaldir fakat anormallik bu iki tip anlayışı sıradanlaştırmakta... Yerel bir yazıya genellik katamamak veya genel olan bir olaya yerel bakamamak... Aynı şey gibi, şey işte: O üç yüz yazının aynılaşması gibi...

Bir insanın yazı yazması kadar saçma bir şey yoktur aslında. Bu saçmalığın “manyaklığa” varma süreci ise çok yakındır. 140 kelimeyi dahi çok bulan asosyal insanların, paylaşım hariç,  yazarak tasarladıkları kelime sayısı 10’u geçmez!

Bir insan niye yazar?

Üç-beş kelimeyi bir araya getirebildiği için mi yazar yoksa yazacak bi’ şeyleri olduğu için mi?

Kalemi iyi olan bir insanın geri zekâlı olma ihtimali kaçta kaçtır?

Peki, Tolstoy sizce asosyal değil miydi? Orhan Pamuk’un sosyal bir insan olmadığını ispatlayabilirim! Farkındalığı oluşturan onun kalemi mi yoksa beyni mi? Tavuğun yumurtadan çıkma ihtimalinden çok, yumurtanın tavuğa verdiği acıyı düşünmek istiyorum. O acıyı kaleme döktükten sonra Twitter’da paylaşmak istiyorum.

Bu acıyı yazmak saçma değil mi?

Doğruyu yapan “köşeciler” bence, makale yazanlar değil!

BLOGCULAR

Olayın bu tarafını(bizim taraf) enine boyuna işlersek işin içinden çıkma ihtimalimiz, tavuğun hissettiği acıyı ölçebilmekten daha azdır!

Blogspot, Blogcu, Milliyetblog, Yazarport, Yazarkafe... Daha çok var ama bunlar biraz daha ön planda gibi... Bizim anladığımız tarzda “köşeci” gibi yazan arkadaşları ayırmamız lazım. Çünkü konumuz tam da bu ayıracağımız insanlarla ilgili... Var mıdır 5 bin kişi? 30 saniyede yapılan bir hesap sonucu söylenmiştir bu rakam. (“Köşeciler” genelde rakam vermekten hoşlanmaz, çünkü yanıldıklarını belli etmezler.) Bu 5 bin insanın kaçı aktif? Yarısından daha azı... Sayı aşağı-yukarı bu şekilde...

Sırf “yerel” yazanlardan tutun da, sadece “köşecileri” taklitten ibaret yazarlara varıncaya kadar rengârenk yazılar mevcuttur internette. Bu aralar dikkatimi çeken “mektupçular” da yok değil. Bir edebi dal olan mektubun genel hali diyebiliriz; genel mektup.

Sadece bir kişiye yazılan yazılardan bahsetmiyorum. O bir kişiye yazıldıktan sonraki tutuma takılıyorum. Bakın iki gün o yazının geyiği yapılmış, kavga edilmiş, dayak yiyilmiş, dayak atılmış... Sonra bir yazıyla bunun özeti tekrar yapılmış. Ve tekrar yorumlar, yorumlar, yorumlar... O yorumlara binaen çok çok geniş bir yazı daha yazılmış ve en sonunda bu yazıdan senin haberin olmuş. Eğer ezkaza yorum yaparsan yandın! Bir haftalık mevzudan haberin sadece en son yazılan makale... Kaç pot kıracağının tahminini bile yapamazsın! Genel mektup makale kategorili yazı gördüm mü kaçarım ben(!) İyi tasarlanmış ve sıfatlardan uzak bir “genel mektup” gördüm mü, mutlaka okurum.
Birileri sürekli birileriyle uğraşıyor. O birilerini gördükçe Osman Yağmurdereli’nin o meşhur türküsü gelir aklıma... Google hazretlerine sorun o meşhur türküyü, 1200 tane sonucu çek edin isterseniz. Rahmetle anıyorum kendisini...


BAYRAM ŞEKERİ
Eskiden bayram şekeri üzerinden kişisel profil çıkarırdım. İnsanların aldığı ve beğendiği şeker üzerinden insan tahlili yapmak hoşuma giderdi. İki kutuplu bir ülke olduk ya, işte alınan şekerler de sanki hep aynı artık! Ülker’in Eti’ye tur bindirdiği bir yerde Şölen’i tercih etmem tamamen tadıyla ve şekliyle alakalıdır. Dünyanın en güzel şeyidir çikolatalı şeker yemek. Topu topu iki bayramımız var şeker dağıtılan onda da yaratıcı değiliz maalesef. Çerez alırken harcadığınız zamanı lütfen bayram şekerine de harcayalım!

TURKCELL
 

“Tanimadiğiniz numaralardan gelen ‘Ödül kazandiniz, TL yükleyin’ gibi smsleri dolandiricilik mağduru olmamak için dikkate almayınız.”
Kimden: İnsanları aptal yerine koyan GSM operatöründen...

Bir insana ayda iki sefer bu mesaj gelir mi? “Tanimadiğiniz” ne demek Sayın Turkcell? Yabancı ortakların var, anladık. Ama bari insanlara bu gereksiz ve anlamsız mesajlar gönderirken Türkçeye dikkat edin. Belki mesaj nasıl yazılır, onu öğrenirler. Sonradan Türkçeyi öğrenmiş İngiliz turistlerin diline benziyor bu SMS dili.  Hayat paylaşınca güzeldir fakat hayat; neyi nasıl paylaştığımızın önemine varınca güzeldir.

Eğer bilgi mesajlarınız bayram mesajlarınızı geçmiş ise operatörünüzü Müslümanlığa davet ediniz. Yok, tam tersi ise, babanızdan bir araba “eski bayramlar” başlıklı anı dinleyin!

Twitter.com/mahirtemur

 

3
Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !